Parçalanmış Seccade *

Haziran 17, 2008

Parçalanmış Seccade

Üniversitede okuduğumuz, 80li yılların ortasıydı. Zeytini saya rak yediğimiz, merdiven altı farelerin cirit attığı bir evde 2-3 öğrenci yaşamaya çalışıyorduk. Bu şartlar altında olmayan harçlığımızın en az üçte birini kitaba veren, idealleri olan, namazlarını kılan bir grup arkadaştık. Bu halimizi gören bazı namazsız arkadaşlarımız bizlere yakınlık duydu, bizlerle görüşmek konuşmak arzularını dile getirdiler.
Namaz kılmayan arkadaşlar zaman içerisinde kitaplığımıza ilgi gösterdiler, kitaplarımızdan okudular, kafalarında soru işaretleri oluştu. Ancak o zamanın popüler konuları maalesef başkaydı. İmanın temel konuları hiç konuşulmuyor, namaz alışkanlık gereği kılınıyordu.
Başörtüsü memleketin en önemli sorunuydu şimdi olduğu gibi. Dinin bireye yüklediği temel yükümlülüklerden ziyada afakî meselelerle uğraşmak nefse hoş geliyordu. Tasavvuf modası geçmiş ağza bile alınmaması gereken bir kelimeydi. Kuranın ancak mealinden okunduğu, Arapça metin okumanın anlamsız kabul edildiği bir zamandı. Sabah namazlarına kalkmak arkadaşlarımızın çoğunda pek görülen bir şey değildi. Hatta tebliğ faaliyetleri namaza engel oluyorsa, namaz kazaya kalıyordu.
O dönemde ben diğer arkadaşlardan farklı olarak namazlarımı düzenli kılmaya çalışıyordum. Sabah namazlarına kalkmak için küçük çalar saatime bağladığım bir düzenekle teyp açılıyor, Mustafa İsmailin Lokman Suresini okuduğu kaset dönmeye başlıyordu. Arkadaşlarımı ne kadar zorlasam bir türlü namaza kaldıramıyordum. Zaman zaman sabah namazından sonra Kuranı açıp okuyordum. Bu süreçte yeni katılan arkadaşlarımdan birinin beni sürekli izlediğini yıllar sonra öğrenecektim.
Böylece öğrenciliğimiz sona erdi, yavaş yavaş herkes memleketine gitmeye, kendine hayat kurmaya başlıyordu. Ayrılırken, benim namazımdan etkilenip namaza başlayan bir arkadaşımla seccadelerimizi değişmiştik.
Aradan yıllar geçti. Zamanla arkadaşlarla bağlarımız zayıfladı, birkaç yılda bir telefonla görüşür olduk. Bu dönemde kimin nasıl gelişme ya da gerileme kaydettiğini bilmiyordum. Ancak ben yaptığım işin yoğunluğu ve girdiğim sosyal ortamın zorlamasıyla yavaş yavaş namazlarımı aksatmaya başlamıştım. Bir süre sonra sabah namazlarımı hiç kılamaz hale geldim. Zaman geçtikçe gençliğimizde eleştirdiğimiz Ramazan Müslümanına dönüşmüştüm.
Yıllar böylece geçti, yaşım 40a yaklaşıyordu, yüklendiğim dünyevî sorumluluklar bir tarafta, dinî hassasiyetlerimi neredeyse kaybetmiştim. Bir vesile ile yıllardır görüşmediğim bizlerin Müslümanlığına bakarak dinle ilgilenen, beni takip eden arkadaşımı evinde ziyaret ettim. Arkadaşım aşktan, Allahtan, Allah aşkından bahsediyor, imanın ancak aşkla elde edilebileceğini söylüyordu. Namaz vakti geldiğinde arkadaşımdan utanarak o namaz kıldığı için bende kılmak zorunda kaldım. Ancak namaz kılmak için serilen iplikleri çıkmış, lime lime olmuş seccadenin yıllar önce bana ait olan seccadenin izlerini taşıdığını gördüm. Acaba bir seccade nasıl bu kadar yıpranabilirdi?
Evliya menkıbelerinde rastlanılan bir şeyi 20. asırda yaşıyordum. Bir yandan kendimden utanıyor, bir yandan seccadeye bakıyordum. Arkadaşımla değiştiğim bende kalan seccadenin halini düşündüm, sapasağlamdı, acaba evin hangi dolabında kilitliydi, onu bile hatırlamıyordum. Hayatımda hiç namaz kılınarak parçalanmış seccade görmemiştim. Bu beynimi kemirmeye başlamıştı. Arkadaşıma sordum
- Nasıl oldu bu iş, bu aşkı nereden buldun, dedim.
- Yıllar önce senin kıldığın namazları, okuduğun Kuranı izledim. Hiçbir kitap senin halin gibi beni etkilemedi, cevabını verdi. Kendimden defalarca utandım

Leave a Reply